2 Ekim 2014 Perşembe

HATAY...


Uzun zamandır yazmak istediğim ama bir türlü adım atmayı beceremediğim bir yazıdır belki de son yaşanan olaylar yüzünden elim varmadı demek yeridir. 
Her köşesinde tarihin mozaiklerini taşıyan insanları sıcakkanlı, havası güzel, yemekleri leziz Hatay’ım. Hatay’lımısın derseniz yok değilim ama hani bazı yerler vardır. Kendinizden parçalar bulursunuz, hani burada yaşarım dersiniz. İşte Hatay tamda öyle bir yer benim için. Şimdi size bu kültür şehrinden bahsedeyim biraz.
İlk gidişim hafta sonu kaçamağı kıvamındaydı. Uçak biletlerimizi aldık ve Hatay’dan araç kiraladık.  Hatay küçük havalanında indiğimizde Aralık ayına aldırış etmeyen bir sıcaklıkla karşıladı bizi. Önce Harbiye’deki otelimizin yoluna koyulduk. Harbiye …otelinde konaklama yaptık. Orta seviye bir oteldi, zaten bizimde aradığımız lüks değil bizi yıllardır tanıyormuş gibi karşılayan otel personelinin ilgisiydi. Hatay’da nereye gittiysem aynı güzel duyguyla karşılandım diyebilirim.

Harbiye Şelaleleri 
Eşyalarımızı otele bıraktıktan sonra baş göstermeye başlayan açlığımızı yatıştırmak ve Harbiye şelalerini görmek için otelden çıktık. Otel hemen şelalerin yanında olduğu için yürüyerek şelalere vardık. Yeşillikler arasından hafifçe akan sular bizi bizden aldı diyebilirim. Yeşilliğe ve şelalere yakın ilk restorana girdik. Mevsim itibariyle sanırım, oldukça sakindi. Siparişlerimizi verdikten 10 dakika sonra mezeler gelmeye başladı. Her biri birbirinden güzel, lezzetli mezeler. Siparişimiz tahmini 40 dakika sonra geldi. İyice sinirlenmeye başlamıştık ki gelen taze ve lezzetli et bizi yatıştırdı. Mezeler etrafta gezen tavuklar, yeşillik, şelaleler,  işte Hatay gönlüme girmeye başladı bile J

Mükemmel Hatay Mezeleri

Harbiye’den sonra merkeze doğru yolculuğumuz başladı. Araç ile tahmini 20-25 dakika’da Hatay merkezine gidebiliniyor.Başlıyoruz tarihi kentin içinde gezmeye önce St. Piere kilisesi müze olarak gezmeniz mümkün ortasında bir adet kürsüsü bulunan aslında dış çeperinden başka pek korunmamış bir kilise. Manzarası oldukça güzel çevrede bulunan 9-10 yaşlarındaki çocuklar size oranın hikâyesini anlatıp harçlıklarını çıkarmak için can atıyorlar. Kilisenin dış çevresinde kayalıklara yapılmış büyük insan silüetleri bulunmaktadır.  St. Piere’in dünyanın ilk kilisesi olduğuna inanılıyormuş.
Ordan Hatay merkezine gidip sıcak sıcak çekilmiş türk kahvesi aldık ve künefemizi de yiyerek yolumuza devam ettik.  Hatay’ın merkezi de oldukça canlı ve güzel bütün din’leri bir arada yaşatan kilise çanıyla ezan sesini duyabileceğiniz, heryerinde tarih barındıran ama bu kadar karma insanı barındırmasına rağmen bir o kadar anlayışlı şehir.

St. Piere klisesinden bir resim...
Akşam davetli olduğumuz nişan’a gitmek için yola koyulduğumuzda bu kadar eğlenebileceğimizi düşünmemiştik. Türk ve Arap müzikleri eşliğinde sahneye gelen dansçılar ve mükemmel mezeler harika bir gece yaşattı bize. Sırf Hatay mezeleri için ayrı bir yazı bile yazabilir insan.
Ertesi gün medeniyetler müzesine doğru yola koyulduk. Müze oldukça büyük bir alana yayılmış bahçesinde bile tarihi eserler mevcut. Hitit ve Asurlara ait taş eserlerle dolu insana tarihi yolculuklar yaşatan bir müze.
Daha sonra arkadaşlarla Samandağ’ına doğru yola çıkıyoruz. Samandağ’ı uzun sahilini, Musa Ağacını, Asi nehrinin en güzel yerlerini ve Simon Manastırını görebilmek için. Önce Musa ağacına doğru yola koyulduk. Gözümüze güzel gelen her nehir kenarında dura dura Musa Ağacına kadar ulaştık. Kocaman gövdeli bir ağaç karşıladı bizi, içi oyuk büyük bir ağaç zamanında bakkal işletiliyormuş içerisinde öyle dedi arkadaşlar.  Ağacın 1000 yıldan fazla bir geçmişi olduğu söylenmekte, bir rivayete görede Hz. Musa’nın bastonunu yerleştirmesiyle oluşmuş bu ağaç.
Oradan devam edip Samandağ’ın eşsiz sahilinin güzelliklerine doğru yol çıktık. Sakin bir sahilin tadına vardıktan sonra Simon Manastır’ına doğru yolculuğumuz başladı.


Musa Ağacı
St. Simon’nun yaşadığı söylenen Aknehir beldesinde bir dağın tepesinde büyük kısmı kayalar oyularak yapılmış bir manastır. Zamanında eşsiz bir güzelliğe sahip olduğunu düşündüğüm manastır pek korunmadığından olsa gerek çok kötü durumda. Duvarlarına aşkını ilan eden gençlerin mekânı olmuş durumda maalesef.  Manastır yüksek bir tepede olduğu için tepeye çıktığınızda rüzgar tribünlerine o kadar yakın oluyorsunuz ki tribünlerin dönüş seslerini ve ne kadar büyük olduklarını yakından görebiliyorsunuz.

St. Simon kalesinden Hatay'ın görüntüsü...


Havaalanına geri geldiğimde tekrar Hatay’a gelebilecek bir yol bulmalıyım diye geçirdim içimden. Buldum da daha sonraki yazımda size İskenderun’dan bahsedeceğim. Şimdiler de gitmek ister misin Hatay’a derseniz inanın son zamanlarda Suriye savaşı yüzünden duyduğum olaylar korkutuyor beni ve aklımda eski güzellikleri ile kalsın istiyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder