Uzun zamandır yazmak istediğim ama bir türlü
adım atmayı beceremediğim bir yazıdır belki de son yaşanan olaylar yüzünden elim
varmadı demek yeridir.
Her köşesinde tarihin mozaiklerini taşıyan
insanları sıcakkanlı, havası güzel, yemekleri leziz Hatay’ım. Hatay’lımısın
derseniz yok değilim ama hani bazı yerler vardır. Kendinizden parçalar
bulursunuz, hani burada yaşarım dersiniz. İşte Hatay tamda öyle bir yer benim
için. Şimdi size bu kültür şehrinden bahsedeyim biraz.
İlk gidişim hafta sonu kaçamağı kıvamındaydı.
Uçak biletlerimizi aldık ve Hatay’dan araç kiraladık. Hatay küçük havalanında indiğimizde Aralık
ayına aldırış etmeyen bir sıcaklıkla karşıladı bizi. Önce Harbiye’deki
otelimizin yoluna koyulduk. Harbiye …otelinde konaklama yaptık. Orta seviye bir
oteldi, zaten bizimde aradığımız lüks değil bizi yıllardır tanıyormuş gibi
karşılayan otel personelinin ilgisiydi. Hatay’da nereye gittiysem aynı güzel
duyguyla karşılandım diyebilirim.
| Harbiye Şelaleleri |
Eşyalarımızı otele bıraktıktan sonra baş
göstermeye başlayan açlığımızı yatıştırmak ve Harbiye şelalerini görmek için
otelden çıktık. Otel hemen şelalerin yanında olduğu için yürüyerek şelalere
vardık. Yeşillikler arasından hafifçe akan sular bizi bizden aldı diyebilirim.
Yeşilliğe ve şelalere yakın ilk restorana girdik. Mevsim itibariyle sanırım,
oldukça sakindi. Siparişlerimizi verdikten 10 dakika sonra mezeler gelmeye
başladı. Her biri birbirinden güzel, lezzetli mezeler. Siparişimiz tahmini 40
dakika sonra geldi. İyice sinirlenmeye başlamıştık ki gelen taze ve lezzetli et
bizi yatıştırdı. Mezeler etrafta gezen tavuklar, yeşillik, şelaleler, işte Hatay gönlüme girmeye başladı bile J
| Mükemmel Hatay Mezeleri |
Harbiye’den sonra merkeze doğru yolculuğumuz
başladı. Araç ile tahmini 20-25 dakika’da Hatay merkezine gidebiliniyor.Başlıyoruz
tarihi kentin içinde gezmeye önce St. Piere kilisesi müze olarak gezmeniz
mümkün ortasında bir adet kürsüsü bulunan aslında dış çeperinden başka pek
korunmamış bir kilise. Manzarası oldukça güzel çevrede bulunan 9-10
yaşlarındaki çocuklar size oranın hikâyesini anlatıp harçlıklarını çıkarmak
için can atıyorlar. Kilisenin dış çevresinde kayalıklara yapılmış büyük insan
silüetleri bulunmaktadır. St. Piere’in
dünyanın ilk kilisesi olduğuna inanılıyormuş.
Ordan Hatay merkezine gidip sıcak sıcak
çekilmiş türk kahvesi aldık ve künefemizi de yiyerek yolumuza devam ettik. Hatay’ın merkezi de oldukça canlı ve güzel
bütün din’leri bir arada yaşatan kilise çanıyla ezan sesini duyabileceğiniz,
heryerinde tarih barındıran ama bu kadar karma insanı barındırmasına rağmen bir
o kadar anlayışlı şehir.
| St. Piere klisesinden bir resim... |
Akşam davetli olduğumuz nişan’a gitmek için
yola koyulduğumuzda bu kadar eğlenebileceğimizi düşünmemiştik. Türk ve Arap
müzikleri eşliğinde sahneye gelen dansçılar ve mükemmel mezeler harika bir gece
yaşattı bize. Sırf Hatay mezeleri için ayrı bir yazı bile yazabilir insan.
Ertesi gün medeniyetler müzesine doğru yola
koyulduk. Müze oldukça büyük bir alana yayılmış bahçesinde bile tarihi eserler
mevcut. Hitit ve Asurlara ait taş eserlerle dolu insana tarihi yolculuklar
yaşatan bir müze.
Daha sonra arkadaşlarla Samandağ’ına doğru
yola çıkıyoruz. Samandağ’ı uzun sahilini, Musa Ağacını, Asi nehrinin en güzel
yerlerini ve Simon Manastırını görebilmek için. Önce Musa ağacına doğru yola
koyulduk. Gözümüze güzel gelen her nehir kenarında dura dura Musa Ağacına kadar
ulaştık. Kocaman gövdeli bir ağaç karşıladı bizi, içi oyuk büyük bir ağaç
zamanında bakkal işletiliyormuş içerisinde öyle dedi arkadaşlar. Ağacın 1000 yıldan fazla bir geçmişi olduğu
söylenmekte, bir rivayete görede Hz. Musa’nın bastonunu yerleştirmesiyle
oluşmuş bu ağaç.
Oradan devam edip Samandağ’ın eşsiz sahilinin
güzelliklerine doğru yol çıktık. Sakin bir sahilin tadına vardıktan sonra Simon
Manastır’ına doğru yolculuğumuz başladı.
| Musa Ağacı |
St. Simon’nun yaşadığı söylenen Aknehir beldesinde
bir dağın tepesinde büyük kısmı kayalar oyularak yapılmış bir manastır.
Zamanında eşsiz bir güzelliğe sahip olduğunu düşündüğüm manastır pek
korunmadığından olsa gerek çok kötü durumda. Duvarlarına aşkını ilan eden
gençlerin mekânı olmuş durumda maalesef.
Manastır yüksek bir tepede olduğu için tepeye çıktığınızda rüzgar
tribünlerine o kadar yakın oluyorsunuz ki tribünlerin dönüş seslerini ve ne
kadar büyük olduklarını yakından görebiliyorsunuz.
| St. Simon kalesinden Hatay'ın görüntüsü... |
Havaalanına geri geldiğimde tekrar Hatay’a
gelebilecek bir yol bulmalıyım diye geçirdim içimden. Buldum da daha sonraki
yazımda size İskenderun’dan bahsedeceğim. Şimdiler de gitmek ister misin
Hatay’a derseniz inanın son zamanlarda Suriye savaşı
yüzünden duyduğum olaylar korkutuyor beni ve aklımda eski güzellikleri ile
kalsın istiyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder